Bir süredir siyonist medya anlatısını köşe yazıları üzerinden takip ediyorum. İsrail ve Yahudiler arasında en çok okunan haber mecralarındaki yazılara bakıyorum. Gerçekliği nasıl bir çerçeveyle sunduklarını görmek benim için ufuk açıcı oluyor. Düzenli bir örüntü takip etmiyorum; sadece ilgimi çeken başlıklara göz atıyorum.
David M. Weinberg’in Israel Hayom’da çıkan bir yazı başlığı bana oldukça ironik geldi. Başlık şu: “Thou doth protest too much”. Türkçeye “Çok fazla itiraz ediyorsun” diye çevrilebilir. Ama özellikle “Thou doth” kısmını merak edip ChatGPT’ye sordum.
“Thou”, eski İngilizcede “sen” demekmiş, bugün kullanılmıyor ama Shakespeare döneminde yaygınmış. “Doth” ise “do” fiilinin üçüncü tekil çekimi. Bu replik, “Birisi bir şeyi çok inkâr ediyorsa ya da aşırı protesto ediyorsa, aslında o şeyin doğru olabileceğine dair şüphe uyandırır” anlamına geliyor.
Çok ilginç, başlığı atarken kendini öyle üstenci bir yerden konumlandırmak... Yazıda protesto yapanların kimler olduğuna dair uzun bir listesi var çünkü. Bu ifade de Shakespeare'ın Hamlet oyununda kullanılan bir replikten geliyormuş. Yani birisi bir şeyi çok inkar ediyorsa, çok protesto ediyorsa onun doğruluğuna dair bir şüphe uyandırıyor demekmiş. Doth 'do' fiilinin üçüncü tekil çekimi diyor. Devamında günümüz İngilizcesine geçiyor. Yani biz fanilere bu kadar eski bir İngilizce ve kuralları yeter diyerek protest too much, yani çok fazla itiraz ediyorsun, diyerek cümleyi bitiriyor.
İsrail Orta Doğu'daki tek demokrasi olmakla övünür hani dedim. Yazar, bu kadar protesto, ulusal birliği bozar diyor. Hani toplumun her kesimini kapsıyordunuz, bu yazdığınız listedekileri, toplumdaki dezavantajlı kesimlerini üstten görüyorsunuz dedim. Aman canım, trafik saatlerinde sokakları işgal ediyorlar, kamu mallarına zarar veriyorlar, bir de ne o 'savaş suçu' falan gibi laflar ediyorlar. Olacak iş değil diyor.
Yazar, her grubun her istediği için bu kadar protesto etmesini yanlış buluyor. İsrail toplumu aslında çok farklı arka planlardan gelen gruplardan oluşuyor. Bu grupları bir arada tutan tek ortak unsur Yahudilik. Dışarıdan bakıldığında toplum yekpare görünse de içeride sürekli bir kaynama var. İsrail hükümetlerinin çoğunlukla çok partili koalisyonlardan kurulmasının sebebi de bu çeşitlilik. Aklıma bir ayet geliyor ama yazının sonuna iliştireceğim.
Dün akşam Gazze'ye 70 bin asker yığıldı diye bir haber geçti sosyal medya hesaplarından biri. Yabancı basına baktım bir kaynak bulamadım. İki gün önce 300 bin Gazzelinin kuzeyden “gönüllü” tahliye edildiği yazılmıştı; böyle bir tabloda 70 bin asker abartılı olur diye düşünürken, aynı hesap ikinci bir görüntü paylaştı: Tel Aviv sokaklarındaki protestocular... Fotoğrafı görünce yazarın neye itiraz ettiğini daha iyi anladım. İsrailliler, rehineler için Tel Aviv ve işgal altındaki Kudüs'ümüzde sokaklara çıkmıştı. Aslında bu yeni bir durum da değil, iki senedir gece veya gündüz fark etmeksizin “Savaşı durdurun, rehineleri kurtarın” diyerek protesto ediyorlar.
Ama bizim elitist yazarımız bundan da rahatsız, ülkeleri sanki yangın yeri değilmiş gibi, aman canım bu gösterilere de bir sınırlama getirilsin derdinde. Ben İsrailli olsam, “Senin derdin ne? Biz demokrasinin bize verdiği en temel hak olan gösteri hakkımızı kullanıyoruz. Yoksa ‘aman tadımız kaçmasın Ali Rıza bey’ diye her şeye susmamızı mı istiyorsun? Her eleştirimiz iç savaş mı çıkarıyor, neyden korkuyorsunuz bu kadar? falan derdim heralde.
Soykırım çığırtkanlığı yapan bakanların evlerinin önünde sabaha kadar megafonlarla gösteri yapan İsraillilere az da olsa empati duydum. Fakat yazarımız, bu hareketleri bayağı buluyor ve yüksek perdeden eleştiriyor. Hatta sadece protestocuları değil, onların haklı argümanlarından etkileniyorsanız size de lanet olsun diyor. Sadece protestoyu düzenleyen değil, onlara hak verenleri de bir kalemde siliyor yazar. Haddi aşan göstericilere verilecek para cezalarına yetmez ama evet diyor, yetmez kısmını biraz fazla eleştiriyor gibi geldi bana olsun. Protestoları küçümsemek ya da yasaklamak yerine, bu öfkenin nedenini anlamak gerek derdim. Nihayetinde siz en demokratsınız, anlamaya çalışmalısınız.
Perişan Etiyopyalılar, Eritreliler, engelliler ve LGBTQ toplulukları. Öfkeli yerleşimciler, hoşnutsuz liman işçileri, memnuniyetsiz çiftçiler, çevre bölgelerin dezavantajlı sakinleri, hoşnutsuz öğretmenler ve doktorlar. Hatta sinirli kelebek meraklıları ve şişe kapağı üreticileri bile (şaka yapıyorum, ama sadece biraz).
Demokrat bir toplumda bu saydıklarınız toplumun en kırılgan, en mağdur kesimleri olur aslında ama siz her olan bitene susmalarını istiyorsunuz sanırım. Sizin yılgın hoşgörünüze muhtaç değil bu insanlar... (yerleşimcileri savunmuyorum, sadece ironi)
Yazının bir kısmında yerleşimcilere, öfkeli tepe gençliği denilen, Batı Şeria'da Filistinlilere hayatı dar eden, Haredi holiganlarına da nasıl iğreti duyduğunu okuyoruz. Bu konuyu daha çok merak ettim, aşırı gruplar olarak görünüyor Harediler ve yerleşimciler. Elitistler tarafından biraz dışlanmışlar.
Burada bir başka parantez açmak istiyorum. Yazarda yerleşicimlere karşı bir duruşu başka yazılarında da hissediyorsunuz. Örneğin bir başka yazısında, 2005’te İsrail’in tek taraflı olarak Gazze’den çekilmesi üzerine şöyle bir yorum var: O dönem Başbakan Ariel Şaron’un amacı yalnızca Gazze’deki yerleşimleri tahliye etmek değil, aynı zamanda yerleşim hareketini ve dindar Siyonist topluluğu zayıflatmaktı. Yani bu adım, bir bakıma dini Siyonizmi bastırmaya yönelikti deniliyor.
Ancak aradan geçen yirmi yılda bu akım siyasette güçlenerek koalisyon hükümetine kadar yükseldi ve bugün “Gazze’ye yeniden yerleşeceğiz” söylemini dile getiriyor. Bu durumda, “o kadar da ezememişsiniz” demek mümkün olmuyor mu? İsrail solu ile sağı arasındaki bitmeyen çekişmenin, Filistin politikalarına böylesine doğrudan ve hayati şekilde yansıması gerçekten dikkat çekici. İsrail siyasetinde hissedilen derin öfke ve iç çatışmaya karşı dikkatli olmak gerektiğini de aynı yazar bir başka yazısında özellikle vurguluyor.
Bahsi geçen yazılar:
https://www.israelhayom.com/opinions/thou-doth-protest-too-much/
https://www.israelhayom.com/opinions/grieving-for-gaza/
Haşr Suresi 14. ayet: Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar; ancak müstahkem kaleler içinde veya siperlerin arkasından korka korka savaşırlar. Kendi aralarındaki çatışmaları ise çok şiddetlidir. Sen onları dışarıdan birlik içinde sanırsın; halbuki kalpleri darmadağınıktır. Çünkü onlar, akıllarını kullanamayan bir gürûhtur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder